Ana rahminde iken bu dünyada lazım bütün cihâzatla teçhiz edildiğimiz gibi dünyaya geldiğimizde annemizin memelerinde sütümüzü hazır bulduk. Bu işler bizim ihtiyarımızla olmadı. Çocuk olduk, ihtiyarımızla değil; genç olduk, ihtiyarımızla değil; yaşlandık, yine ihtiyarımızla değil… Aynı şekilde, ihtiyarımız olmadan ölecek ve tekrar dirileceğiz.
Bahsettiğimiz hallerin hiçbirinde hiçbir tasarrufa sahip olamayan insan, (hâşâ) ahireti inkâr etmekle de dirilmekten kurtulamayacaktır.
Üzerinde bulunduğumuz dünya gemisi, ahirete müteveccihen hareket etmektedir. Biz bu gemiye kendi irademizle değil, Allah’ın (C.C.) iradesiyle binmiş bulunuyoruz. Yolculuğumuz da O’nun iradesiyle devam ediyor.
O Sultan-ı Sermedî, bizi bu gemiyle ahiret alemine götürdüğünü Kur’an-ı Kerîm’inde beyan buyurduktan sonra, bunun aksi iddialarda bulunmak beş para etmemektedir. Zirâ, bir kimse bu gemi içinde hangi tarafa koşarsa koşsun ve ne gibi iddialarda bulunursa bulunsun gideceği yer ölüm istasyonu ve onun arkasındaki ahiret alemidir. Gitmemek, karşı koymak irade ve ihtiyarımızda değildir.
Bu mecburi yolcukta, bizim dünyevi makamlarımız gemideki mevkilere benzetilebilir. Mühim olan husus, gideceğimiz yerin selamet sahili olmasıdır. Bu sahile birinci mevkide gitmekle ikinci veya üçüncü mevkide gitmek arasında fark yoktur.
Aksi halde, yâni cezaya ve helâkete gitmemiz halinde, hiçbir mevki bizi tatmin edemez ve derdimize devâ olamaz.
MEHMED KIRKINCI / HİKMET PIRILTILARI – 1978

